Amerika'nın Irak'la olan savaşı tüm şiddetiyle sürmektedir. Terörist Müslümanlar Dünya'nın hemen her bölgesinde bombalı eylemler düzenlemektedir. Terörist örgütler Amerika'nın her türlü teknolojik aygıtı izleyebileceğini bildikleri için, cep telefonu ve internet kullanmamaktadırlar. Eylem planlarını elden ele iletilen notlarla yada yüz yüze yapmaktadırlar. Bu sebepten dolayı CIA azılı bir terörist çete başınını yakalamak için Ürdün Özel Operasyonlar Birliği ile işbirliğine girmek zorunda kalır.

Film hakkında bilgi sahibi olmadan afişini beğenerek gittik. Filmi genelde beğendim fakat beğenmediğim bir kaç nokta var. Bunlardan en önemlisi Kuran-ı Kerim'de geçen bir iki ayeti alıp teröristlerin ağızlarına dolamaları.  Filmde "her sakallı - takkeli Müslümanın teröristtir" imajı sezimledim.Filmi seyreden gayrimüslim (Müslüman olamayan)  kişilerin Kuran-ı Kerim'in sadece cihadı emrettiğini. Onun da terörizmle, öldürerek gerekirse ölerek yapıldığını düşünebilirler.

Mark Strong'ın canlandırdığı Hani karakterinin karizmasını filmi seyreden arkadaşlar olarak çok beğendik. Ayrıca beğendiğimiz sahnelerden biri de ciplerin çölün ortasında daire çizmesiydi.

Filmde şöyle bir mantıksızlık var. CIA  filmin başında Ferris'le birlikte çalışan Arap'ın ölümünü hiç önemsemezken. Onlar için kimin öldüğü önemli değilken. Ferris'in topu topu iki kere çıktığı - zaten çıkmakta denilemez - hemşire kızı teröristler kaçırınca bunu sanki namus meselesi yapıp, en iyi ajanları Roger Ferris'i teröristlere hemencecik teslim etmesi. Filmin burasını hangi akla hizmet olarak yapmışlar anlamış değilim. Belki ben bu kısmı yanlış anladım.

Filmde CIA istediği cep telefonunu anında dinleye biliyor. Yada uydudan anında Dünyanın herhangi bir noktasını seyredebiliyor. Fakat Ferris teröristlerin eline geçtiğinde (beğendiğimiz sahne, ciplerin çölde daire çizmesi), aynı anda dört cipi takip edemeyip teknolojinin azizliğine uğruyor. Filmin o anınına kadar bilgisayar oyunu oynar gibi savaş yöneten Ed Hoffman'ın eli kolu bağlı kalıyor. Bu ne diyet bu ne lahana turşusu. O kadar gelişkin teknolojiye sahipsiniz de ne diye tek bir uydunuz var. Bana çok mantıksız geldi. Madem uydunuz var, koy üstüne üç - beş kamera daha ortalık yeşillensin.

Normalde seyrettiğim filmlerle ilgili blogumda bu denli sahneleri ve konuyu anlatmam. Seyretmeyenlere spoiler vermemek için. Bunlar genelde arkadaşlar arasındaki muhabbetlerde konuşulur. Bunlardan bahsetmemin sebebi ikinci paragrafta anlattıklarıma göstermiş olduğum tepkiden ibaret. Oldu olacak filmin sonunu da söyleyeyim tam olsun.


Ferris terörist örgütünün başındaki adamı yakalamak için, onlardan daha güçlü ve daha iyi eylemler yapan sahte bir terörist oluşturur. Amacı, yakalamak istediği kişiyi sahte teröristle irtibata geçirtmek ve bu sayede de yakalamak. Bu sahte terörist gerçekte var olan, çok seyahat eden hayatını cami ve Müslüman iş adamlarına bina yaparak kazanan gerçek bir mimardır. Ferris İncirlik Üstün'de (evet Türkiye’de var filmin içinde, artık bunlara alışmamız böyle şeylere çokça sevinmemize gerek yok. Sakin olun.) sahte terörist adına bir bomba patlattırır. Gariban mimarın ise olaydan hiç bir haberi yoktur. Teröristler pisipisine tahtalıköyü boylattırır mimara. (Cümle ters oldu. Yani teröristler öldürür tahtalıköy mimarını. :p)

Ferris'in çıktığı hemşire kızı ise Hani teröristler kaçırdı süsü vererek kılına bile zarar vermeden bir müddet alıkoyar. Anlayacağınız Ferris'i Hani teröristi yakalamak için yem olarak kullanır.  Ferris'i teröristler tam öldürüleceği sırada, iki parmağı çekiçle ezilmiş olarak kurtarır Hani. Terörist başı yakalanır. Ferris CIA'den ayrılır. Pazarda domates momates seçerken Ed onu izler, artık bırakın peşini der. Uydu zoom out yaparak Google Maps vari şekilde evleri küçültür. Film biter.

Filmin sonunu öğrendiğinize göre herhalde gitmezsiniz artık.