Paintball Oyunu

6 Oca 2010 Kategori: Hayata Dair

Geçen gün şirketteki arkadaşlarla birlikte paintball oynamaya gittik.

Oyandığımız saha çok güzel değildi fakat genede eğlendik.

Paintballdan sonra üzerimize başımıza baktığımda filmlerde gördüğüm tüm silahlı sahnelerinin hattinden çok çok fazla abartılı olduğunu kavradım. Çünkü boyanmadık hiç bir yerimiz kalmamıştı. En az kurşun alanımız bile kevgire dönmüştü. :)



Ahmet Bey'in Dizüstüsü

22 Ara 2009 Kategori: Hayata Dair

Bir arkadaş hiç kullanmadığı halde dizüstü bilgisayarını sırt çantasına koyar, kaplumbağa misali hep yanında taşırdı. Bizde kendisine "Niye boşu boşuna taşıyorsun şunu!" diye hep sitem eder, yeri gelir dalga geçerdik. O bize hep gülerek yanıt verirdi.

Gün geldi bir gün oldu hiç ummadık bir zamanda onun dizüstü bilgisayarını kullanmamız gerekti. İşte o anda Barış Manço'nun Ahmet Bey'in Ceketi parçası aklıma geldi.

Ahmet Bey'in Ceketi

Tanri bütün kullara rizkini dagitirken
Kimi sirtüstü yatar kimi bosta gezerken
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdi ya nasip ne demekti

O mahallede herkes gömlek giyerdi
Bizim Kul Ahmet bir gün bir ceket diktirdi - Diktirir ya

Mahalleye dert oldu Kul Ahmet‘in ceketi
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdi ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komsuya dert oldu Kul Ahmet‘in ceketi

Mahalleli kahvede muhabbet pesindeyken
Leylekler lak lak edip peynir gemisi yüklerken
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kismet derdi
Kimseler anlamazdi ya kismet ne demekti

Herkes gömlek giyedursun
Bizim Kul Ahmet ceketini birde astarla kapativerdi - Kaplatir ya

Mahalleye dert oldu Kul Ahmet‘in ceketi
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kismet derdi
Kimseler anlamazdi ya kismet ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komsuya dert oldu kul ahmetin ceketi

Bir gün bir yoksul öldüüzüldü mahalleli
Ama bir kefen parasi bulamadi mahalleli
Kul ahmet dedi dedi yalan dünyacikardi ceketini
Örttü garibin üstüne kaldirdi cenazeyi

Sonunda herkes anladi ya nasip ya kismeti
Bizim kul Ahmet birden oluverdi Ahmet Bey
Ceketse Ahmet Bey‘in Ceketi

Ibret-i alem oldu Ahmet Bey‘in Ceketi
Sonunda herkes anladi ya nasip ya kismeti
Ibret-i alem oldu Ahmet Bey‘in Ceketi
Megerse tüm keramet ceketteymis be Ahmet
Baris‘a sorar isen sen bu yolda devam et

Uzun İnce Bir Yoldayım

9 Tem 2009 Kategori: Hayata Dair

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece

Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece

Uykuda dahi yürüyorum
Kalmaya sebeb arıyorum
Gidenleri hep görüyorum
Gidiyorum gündüz gece

Kırkdokuz yıl bu yollarda
Ovada dağda çöllerde
Düşmüşüm gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlaya gahi güle
Erişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece

Aşık Veysel

http://fizy.com/s/127osc

Ömrün eksilmesini hissetme

7 Tem 2009 Kategori: Hayata Dair
TotalLifeTime.AddYear(-1);

Yukarıdaki ifade programcılara bir şeyler ifade ediyor olsa gerek. İfade etmeyenler için açıklayayım, bir yıl daha yaşlandım. Toplumda genel kabul görmüş bir ifadeyle açıklamak gerekirse, bugün benim doğum günüm (dü). Bir yıl daha yaşlandığının farklı bir ifadesi "doğum günü". Kulağı tersten tutmak.

Doğum günü kutlama atraksiyonunu bir türlü anlayabilmiş değilimdir. Neyi kutlayacağm yani yaşlanmamı mı? Ölüme biraz daha yaklaşmamı mı? Benim için doğum günü ve yıl başıları hep soru işaretleriyle ve geçmiş zamanın muhasebesiyle geçiyor. Belki de o yüzden bugün biraz durgundum.

Benim için bu günün diğer günlerden farkı sadece bir iki iyi dostun "iyi ki doğdun" demesi. Bir de benim şerefime şirkette pasta kesilmesi. Ben koyun yada kuzu kesilmesini tercih ederdim fakat kutlama olaylarını yukarıdaki seebeplerden oldum olası sevmediğim için yetti de arttı bile pasta. Bende streç ambalajla kaplayıp buzdolabına koydum. 

Geçmiş senelerde aynı günde buna benzer yazılar yazdığımı hatırlıyorum. Sanırım ben yerimde saymaya devam ediyorum.

 

Yeni Keşfettiğim Lezzet

27 May 2009 Kategori: Hayata Dair

Diyet olaylarına girdikten sonra yoğutla aram acayip düzeldi. Günde belli bir oranda yoğurt yemek bir süre sonra insanı farklı arayışlara itiyor.

Önce pul biber koyarak yedim yoğurdu, sonra soğan doğrayarak içine. Son günlerde ise bu karışıma birde limon eklenmiş bulunuyor.

Deneyin pişman olmayacaksınız. Haa unutmadan tuz katmayı da ihmal etmeyin. :)

Amatör Kameramanlık Kariyeri

17 Mar 2009 Kategori: Hayata Dair
Amatör kameramanlık kariyeri olur mu diye sormayın. Ben yaptım oldu. Bu ve bu linkte benim çekimini yaptığım videoları bulabilirsiniz. Olayın ne olduğunu söyleyeyim, kendisini "RC Helikopter Sevdasılısı" olarak tanıtan bir arkadaşım - ki an itibariyle müdürüm olur, helikopterle uçuş yapıyor.

Türk Kahvesi

27 Oca 2009 Kategori: Hayata Dair

Bir arkadaşım, benim yokluğumda kendini Türk Kahvesi yapma sanatına adamış. Gün aşırı kahve yapar, ofistekileri de denek olarak kullanırmış. Ben gelip varlığımla tekrar gözünü açtıktan sonra, tüm ısrarlarıma rağmen, yeni öğrenmiş olduğu bu zenaatı bir türlü bana göstermek ve benim için de icra etmek istemedi. Gün geldi ve dört aydan sonra nasıl olduysa gönlü oldu ve kahve yaptı.

 

Kahveden çok anlamam ama bu yazıyı yazabildiğime göre zehirlenmediğime eminim. Çok fazla kahve içmediğimden, köpük yoğunluğunun ne kadar olması gerektiğinden de emin değilim.  Bu konuyuda kararı yarış hakemlerine bırakıyorum.

Yeni Yıl Tebriği

31 Ara 2008 Kategori: Hayata Dair

İngilizce kursuna giderken koyu Fenerbahçe taraftarı olan, sevimli, güler yüzlü, neşeli, hayat dolu bir kız arkadaşımız vardı sınıfta. Sınıfın en renkli simaları arasındaydı. Hele biri Fenerbahçe hakkında en ufak bir şey söylemeyiversin, hemen ağzını açar gözünü yumar, demediğini bırakmazdı.

İngilizce hocamızı da çok severdik. Onun adına bir Yahoo! Grup kurduk. Kurs sürecince grup bayağı aktifti. Daha sonraları aktifliğini yitirdi ve mail kutularımızda sadece onun için oluşturduğumuz klasörler kaldı. Arkadaşlarla da irtibatımızı kopardık maalesef.

Aradan üç yıl kadar geçti ben kursu bitireli. İngilizce hocamız bu haftanın başında e-posta göndermiş gruba. Türkiye'ye tekrar geldiğinden bahsetmiş. (Gittiğinden zaten haberim yoktu.) Grup böylelikle az da olsa hareketlendi.

Daha sonra, ilk başta bahsettiğim kız arkadaşımız da gruba - arka tarafı sarı, yazı rengi lacivert - bir e-posta gönderdi. E-postasında 2007 Nisan'ında, Fenerbahçe maçına gitmek üzereyken çok şiddetli bir baş ağrısı yüzünden bayıldığını.  Bayılma sebebinin çok ciddi bir beyin kanaması olduğunu. Uyandığında ise aradan 17 gün geçtiğini ve iki ciddi beyin ameliyatı geçirdiğini yazmış. Eve geldiğin de ise konuşamıyor, yazamıyor, okuyamıyor ve sağ tarafını da göremiyormuş.

O günden bu güne tedavi görüyormuş. Biraz da olsa konuşmasında, yazmasında, okumasında ve görmesinde gelişmeler kaydetmiş. Sağlığına kavuşması için ne kadar süre gerektiğini o da bilmiyor. Doktorları da bilmiyormuş. Kendi tabiriyle "yaşayıp göreceğim" diyor.

Her şeye gülen gözlerle bakan, neşeli ve hayat dolu birinin durup dururken bu kadar rahatsızlanmasını aklım almıyor. Arkadaşımın e-postasını ilk okuduğumda şok olmuştum aradan üç gün geçti hala aynı durumdayım. O kötü his hala duruyor.

E-postanın sonu şu şekilde bitirilmişti:
Ancak tamamen iyileşmem için daha zaman var. Ama ne kadar bilmiyorum. Doktorlar da bilmiyor. Yaşayıp göreceğim. Ama sonunda mutlaka sağlığıma kavuşacağım. Şimdiye kadar size bu yüzden yazamadım. Bu yazıyı da annemin söylemiyle yazıyorum. Siz nasılsınız? Yeni yılınız kutlu olsun.

İğne ve İplikle Şemsiye Tamiri

19 Kas 2008 Kategori: Hayata Dair

Kış iyice kendini göstermeye başladı.  Kış günlerinin yegane dostları şüphesiz montlar, bereler ve şemsiyeler. Mont ve bereleri epeydir kullanıyoruz ama şemsiyelere yeni yeni iş düşmeye başladı. Şemsiyeler kışın kullandığımız eşyalarımızdan en çok yıprananı ve belki de en çabuk eskiyeni.  Şemsiyeler çabuk bozulduğu için iyi bir şemsiye almak istemeyiz çoğu zaman. Paraya kıyıp iyi bir şemsiye aldığımız da ise sert bir rüzgarın azizliğine uğrayıp bizi yağmurdan koruyan bez kısmı ile iskelet kısmının kopmasına üzülürüz.

Ben eşyalarımı kullanabildiğim kadar uzun süre kullanmayı destur edindiğim için bu gibi durumlarda şemsiyeyi iğne ve iplikle tamir etmeyi tercih ediyorum. Geçen sene şemsiyemin hemen hemen her bağlantı yerini sağlamlaştırmışımdır. Bu seferde gene böyle bir çalışma içine girdim. Fakat her tarafı sağlamlaştırmayıp kopan yerler üzerine yoğunlaştım. Yaptıklarımı hem fotoğrafladım hem yapacağım işimi yaptım. Böylelikle bir taşta iki kuş vurup, bloga da malzeme çıkarmış oldum. 

Bir şemsiyenin nasıl tamir edileceğini uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Zaten şemsiyeyi açıp altından yukarı doğru bakan her insan evladı, bu işlemin ne kadar basit olduğunu anlar. Genelde şemsiyeyi açıp altına girdiğimiz için "şunun altında ne varmış" deyip alttan yukarı doğru bakmak aklımıza gelmez.

Malum kriz dönemindeyiz. Böyle ufak tefek tamirat ve bakım işlerini kendimiz halledip cep bütçesine katkıda bulunmak gerekir.   Bu da benim home-made "krizde evde çalışma yöntemim" olsun mu? Olsun.

İleride bu iş modelini geliştirip, tamire ihtiyacı olan şemsiyelerinizi gönderin tamir edip şemsiyenin iki misli para alayım diyeceğim. Ama bu işi sadece kışın yapabilirim yaz için ise başka bir şey bulmalıyım. Belki o zaman belli mi olur don - çorap tamirine başlarım. :)

Sonunda tasarımı adam ettik

9 Kas 2008 Kategori: Hayata Dair

Bu yazıyı rssten okumuyorsanız ve ilk defa bu siteye girmiyorsanız tasarımdaki değişikliği farketmiş olamamanız imkansız. Eğer böyle bir imkansızlık içerisindeyseniz bu imkansızlığınızı fırsata çevirip krizden büyüyerek çıkabilirsiniz. Büyüme işlemide siz yirmi yaşınızın altındaysanız gerçekleşir. O halde şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor, eğer yirmi yaşınızın üstündeyseniz ve imkansızlıklar içerisindeyseniz blogları takip ederek bu sitenin tasarımının değiştiğini farketmiş olabilirsiniz de olmayabilirsiniz de. Tüm bunların toplamı da bana şunu gösteriyorki çok güzel saçmalayabiliyorum. Saçmalamayı sevdiğimi de yeri gelmişken belirtmek istiyorum.

Konumuza dönecek olursak, tasarım değişti. Design Disease'in Dilectio tasarımını kullanmaya başladım. BlogEngine.NET için Onesoft adapte etmiş. Design Disease'in web sitesinden bu tasarımı beğenmiş ve üzülerek BlogEngine.NET için bir versiyonlarının olmadığını görmüştüm. Kendi kendime "iş başa düştü" diyerek mesaj kısmından CSS ve HTML'leri isteyecektim ki Google'da arama yapmak aklıma geldi. Onesoft bu işi çok önceden yapmıştı zaten. Google'da indexlemişti. (vay be teknolojiye bak!)

Şimdi geldik teşekkür kısmına. Öncelikle güzel bir tasarım yapıp benim kalbimi kazanan Design Disease'e ardından BlogEngine.NET için uyarlayan Onesoft'a, pazar sabahının yedi buçuğundan beri tasarımı kendine göre ayarlamaya çalışan kendime ve son olarak yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlara çok teşekkür ediyorum.

 

Hakkinda

Bu blog'un yazarý, basit mevzularla ilgili düþünmeyi seven, basit mevzulara kafa yoran biridir. Kendisi hayatin anlaminin basitlikte gizli oldugunu düsünür. Ciddi mevzularin hep basit mevzularin birlesiminden olustuguyla ilgili bir düsüncesi vardir. Kendisini taniyanlar ciddi mevzularla ugrastigine pek sahitlik etmemislerdir.

Sponsorlar


Merak Edilenler